29 Haziran 2010 tarihli kitlesel basın açıklamamız, açıklama saatine birkaç saat kala polis tarafından keyfi olarak engellendi. Basın açıklamasının yapılacağı Dağkapı meydanında toplanan halka basın açıklamasının içeriği ve toplanma nedeni izah edildi. Güvenlik güçlerinin çifte standartı ve engellemesi kınanarak, Şeyh Said ve arkadaşlarının ruhlarına fatihalar okundu.
T.C zulmünün müslüman kürt halkına karşı en somut göstergesi olan 1925 oaylarının dile getirilmesine bile tahammül gösterilmemesi zulmün aynı oranda devam ettiğini göstermektedir.29 Haziran yani Şeyh Said hazretlerinin müslüman kürtlerin önderleri ve liderleri olan Şeyh ve Âlimlerle birlikte idam edilişlerini kınamak ve devam eden zulmün kaldırılmasına yönelik taleblerimizi içeren basın açıklamasına dahi hiç bir gerekçe göstermeden engel olan zihniyetin hala aynı zihniyet olduğu zulüm kararlarının devam ettiği ve açılımla ilgili söylemlerin sözden ibaret olduğu bir kez daha anlaşılmıştır. Yapılan zulümleri kınamaya yönelik yapmak istediğimiz basın açıklamasına engel olan zihniyeti ve yetkilileri kınıyor, hükümete de düşüncelerimizi ifade etmek için yapacağımız bir basın açıklamasına bile tahammülü olmayan bir açılımın ne mana ifade ettiğini sormak istiyoruz.Allah zalimlerin yaptıklarından haberdardır,ve zalimler asla iflah olmamışlardır.
Basın açıklamasının tam metni aşağıdadır.
Basına ve Kamuoyuna;
Bilindiği üzere bugün 29 Haziran 2010. Bu tarih bize Şeyh Said ve 47 arkadaşının şehadetini göstermektedir. Bizler de bugün burada hem kıyamın hatırlanıp unutulmaması hem de amaç ve gayesini siz değerli halkımız başta olmak üzere tüm dünyaya ilan etmek istedik.
Malumunuz 1. Dünya Savaşından sonra işgale uğrayan İslam coğrafyasını kurtarmak için tüm ümmet ortak mücadele verdi. Kurtuluş savaşında, Kürdü, Türkü, Lazı, Çerkezi aynı cephede aynı safta omuz omuza hep birlikte savaştılar, birçoğu aynı siperde şehid oldular.
Kurtuluş savaşının kazanılmasında Türklerin ne kadar rolu varsa, Kürtlerin de o kadar rolü ve payı vardır. Birisinin katkısı, diğerinden eksik veya fazla değildir.
Ümmet bilinci ile verilen kurtuluş mücadelesinin kazanılmasından sonra, mücadelenin ruhuna aykırı gelişmeler oldu. Kurulan yeni devlet, İslam’dan ve İslam’ın öngördüğü hak ve adalet ölçüsünden ayrıldı
Emperyalist Batı medeniyeti hayranı yöneticiler, işgalcilerin telkin ve tavsiyeleri ile Türk Milliyetçiliğini esas alan Ulus Devlet modelini benimsediler. Türkler dışındaki Müslüman halklar dışlandılar, varlıkları inkâr edilerek, düşman ilan edildiler. Red ve İnkâr devletin resmi politikası oldu. Kardeşler arasına nifak soktular, inkâr ve asimilasyon politikaları ile herkese Türklüğü dayattılar. Üretilen efsane ve faraziyelerle Türklük kutsallaştırıldı, mutluluk kaynağı sayıldı.
Emperyalist batı ile anlaşıp; İslam’a, İslami değerlere ve Müslümanlara savaş açıldı.batı tipi yaşam tarzı teşvik edilip İslama ve İslamiyaşam tarzına saldırılar başladı Bunun neticesinde inancını ve kimliğini inkâr edenrejime karşı halk, her tarafta itiraz edip tepki gösterdi ve baş kaldırdı.
Bu süreçte İslam’ın tüm halklara verdiği İslami ve insani tüm hakların aynısını talep eden Müslüman Kürtlerin haklı ve meşru talepleri kabul edilmedi. İtiraz eden başkaldıran halkı susturmak ve sindirmek içinher türlü zorbalık yöntemleri uygulandı. Müslüman halkın meşru taleplerine, İstiklal mahkemeleri ve darağaçları ile cevap verildi.
Kendilerine başkaldırıdan, kıyamdan başka yol ve seçenek bırakılmayan Müslüman halkın temsilcileri ya çatışmalarda ya da darağaçlarında sallandırılarak katledildiler. Şeyh Said kıyamı da bunlardan sadece bir tanesidir. Bu kıyamda binlerce Müslüman şehit olmuş, tutuklanmış veya darağaçlarında asılmışlardır. Şeyh said ve arkadaşları, hükümetin talimatlarına göre hareket eden hukuktan anlamayan hükümet üyesi kişilerin başkan ve üye oldukları istiklal mahkemeleri tarafından idama mahkûm edildiler.Şeyh Said, 46 arkadaşıyla birlikte Ulu Camii önünde darağacına asılarak şehid edilmiş ve dağ kapı meydanına, yani bu meydana gömülmüşlerdir.
Müslüman Kürt halkının bu kıyamı iyi irdelemesi gerekir. Çünkü bugüne kadar Şeyh Said’in kıyamını kimileri Şeyh Said isyanı, kimileri de Kürtçülük hareketi olarak halkımıza anlatmaya çalıştı. Akıl ve izan sahibi olan herkes biliyor ki Şeyh Said kıyamı, İddia edilenlerden daha büyük, daha yüce bir davadır. Onun mücadelesi aynı zamanda Müslüman kürt halkının İslami kurtuluş reçetesidir.
Şeyh Said, mücadelesinin gayesini şehadetinden hemen önce şu vecizsözleriyle ifade etmiştir.
“Değersiz dallarda beni asmanıza pervam yoktur. Muhakkak ki ölümüm Allah (c.c) ve İslam içindir.”
Sonuç olarak;
Yaşanan tüm sorunların, sıkıntıların, kavgaların ve problemlerin kaynağı ulus devlet ve onun red ve inkâr politikasıdır. İslam ile barışmadan ve İslam’ın halklara tanıdığı tüm haklar verilmeden, halkın inancı ve kimliği ile barışılmadan hiçbir sorun çözülmez.
Bu nedenle Toplumsal barışın sağlanabilmesi için
Devlet;tek parti diktasının ve istiklal mahkemelerinin yaptığı kıyım ve katliamlar için halktan özür dilemelidir.
Devlet; Halkının dini ve dili ile barışmalı,red ve inkâr politikasından vazgeçmeli, bu uygulama için halkından özür dilemelidir.
Müslüman halkın inancı ve etnik kimliği üzerindeki yasaklar kaldırılmalı ve güvence altına alınmalıdır.
Devlet İslam’ın tüm halklara tanıdığı İslami ve insani hakların aynısını, Müslüman Kürt halkına da tanımalıdır. Hak ve adalet ölçüsünde, kardeşliğin esas alındığı bir devlet yapısı oluşturulmalıdır. Müslüman kürd halkı nezdinde saygınlığı olan Şeyh Said ve arkadaşlarının hain ve isyancı olarak tanıtılmasından vazgeçilmeli, saygınlıkları korunmalı, itibarları iade edilmelidir. Şeyh said ve arkadaşlarının defn edildikleri mezar yerleri tespit edilip, halkın ziyaretine açılmalıdır.
Mustazaflar ile Dayanışma Derneği Diyarbakır Şubesi
Kafes Balyoz harekat planları işlemeye devam ediyor…
Kafes, balyoz planı işlemeye devam ediyor. Ülke sorunlarının had safhada olduğu, toplumun tüm kesimlerinin adeta kendini gözden geçirip değiştirdiği ve daha özgürlükçü bir ortam oluşturmak için herkesin elinden geleni yapmaya çalıştığı bir dönemde Danıştay 8. Dairesi, YÖKün üniversiteye girişte farklı katsayı uygulanmasına ilişkin 17 Aralık 2009 tarihli kararının yürütmesini oy birliğiyle durdurdu.
Danıştay 8.Dairesi kara bir leke olarak tarihe kaydedilecek bir hukuk skandalı kararına imza atmıştır. Danıştay bu kararla, milletin alın teriyle toplanan vergilerle oluşturulan kurumlardan olduğunu unutarak ve millete zulmederek halka karşı yetkilerini silah olarak kullanmaktadır.
Ülkemizin zor dönemlerden geçtiği, bu kritik dönemlerin bir takım faşizan ruhlu insanlar tarafından her zaman istismar edildiğinin farkındayız. Çünkü bir avuç azınlığın, yönetim erkini elinde tuttuğunu, ne zaman hegemonyalarına son verecek, ket vuracak demokratik açılımlar ve uygulamalar yapılmaya çalışılsa; Yargı, Yürütme, Yasama birimleri ile karşı karşıya gelmekteyiz. Demokrasiden dem vurup da demokratik olmayan yürütme durdurulması talebine evet oyu verenleri de bu millet unutmayacaktır.
Sözde hukuku temsil eden ve darbelere çanak tutan İstanbul Barosunun âdeta halktan saklanarak gizli bir şekilde Danıştaya. başvurması İstanbul Barosunun yüz karasıdır. Bu durum İstanbul Barosunun iflas etmiş ideolojik sapkınlıkların militan yuvası haline gelmiş olduğunu bir kes daha göstermiştir. Baronun Hukuk ve insan hakları alanında yaşanan sıkıntılara hiçbir çözüm önerisi getirememiş olması, Ergenekon ve cuntaların milletin mukaddesatlarına saldırdığı bir dönemde piyasada boy göstermesi manidardır.
Sabih Kanadoğlu-nun, siyasallaşan İstanbul Barosu ve Danıştay-ın önceden birlikte tasarladıkları izlenimi veren bu karar ve gelişim aşaması bizleri halen derin devletin nelere kadir olduğu, toplumu nasıl gerdirme çabası planını uygulamaya koyduğunu düşündürmektedir. Danıştay da sözde hukuk adına alınan bu kararla, adama- ideolojiye göre muamele, çifte standart uyguladığını bir kez daha göstermiştir.
Bu kararı ile son günlerde hukukun siyasallaştığını özelikle Ergenekon yapılanmasında hukuk sistemimizin anlayışının geldiği nokta bakımından oldukça düşündürücü ve üzüntü vericidir.
Tüm gelişmiş ülkelerde Mesleki ve teknik eğitimin özendirilmekte, eğitim kalitesi arttırılmakta, ülkenin istihdam politikasına, ekonomik, sosyal ve kültürel beklentilerine göre bu okullardaki eğitim desteklenmekte iken, Ülkemizde meslek liselerinin durumu adeta yaz-boz tahtasına dönmüştür. Yıllarca hukuk adına alınan siyasi ve ideolojik kararlarla gençlerimizin geleceği karartılmakta, vasıfsız ve niteliksiz fertler yetiştirilerek toplumun temel dinamiklerinin önüne engeller çıkarılmaktadır.
Çelişkiye bakın! Meslek Lisesi elektrik bölümü mezunu olan öğrencilerimiz, düz lise mezunu olan öğrencilere göre 50 puan daha fazla alması lazım ki Elektrik Mühendisliğini kazana bilsin. Bu durun ne akla ne vicdana ne de izana sığmayacak bir zulümdür.
Bu aşamada “Meslek Liseleri Memleket Meselesi” olarak meseleyi sloganlaştıran Hükümet derhal bu konuyu yasal düzenleme yaparak ülke gündeminden düşürerek bu zulmü kökünden çözmelidir. Diploma notları yüksek ve başarılı gençlerimiz YÖK-ün kararına güvenerek meslek liselerini tercih etmişlerdi, ne yazık ki yargı bu kararı ile yine gençlerin hevesini kursağında bırakmıştır. Milyonlarca öğrenci ve aileleri bu kararın mağduru olmuşlardır.
Bu siyasi kararlar bir milyondan fazla öğrencimizin psikolojik morallerini bozmak için hedeflenmiştir. Ama öğrencilerimizin akıtacağı her damla gözyaşı, Mahkeme-i Kübra da mazlumun zalimden hakkını alacağı gün, zalimin zulmünden daha şiddetli olacaktır.
Hükümetin; tüm yargı sistemini baştan aşağı düzeltip halk iradesine dayalı yeni bir anayasa ile istediği gibi çelişkili kararlar verebilen yargı mensuplarının hesap vereceği düzenlemeler yapması gerekmektedir. Hükümet tepesine dikilen kapatma sopası ve demokles kılıcıyla yapılan zulümleri görmezden gelemez.
Ak Parti Hükümeti bütün insiyatifine rağmen; ne yazık ki; İktidar olup, salt çoğunlunu elde etmesine rağmen pasif ve uzlaşmacı varlığıyla, kalıcı ve yasal yollarla değil, günü birlik kurumlar üzerinden bir ileri iki geri mantığı ile 7 yıldır kamuoyu desteğine rağmen, ne yazık ki muktedir olamamıştır.
Unutulmamalıdır ki, hiçbir şey, “bitsin, gitsin, olmasın artık” demekle değişmeyecek. Eğer gerçek manada değişimden bahsetmek istiyorsak, önce bedelini ödeyeceğimiz fedakârlıklar yapabilmeliyiz.
Biz inanan insanlar olarak umudumuzu hiç kaybetmedik. Zulmün bir gün yerini adalete, hukuka, insan haklarına, eşitliğe bırakacağına inancımız tamdır. Ancak zaman göstermiştir ki; mücadelemizin başından bu yana değişen bir şey olmamıştır. Genelde insan hak ve hürriyetleri özelde ise katsayı ve başörtü üzerindeki baskı ve ayrımcılık açık bir şekilde devam etmektedir.
Biz mazlumun yanındayız, Meslek lisesi mezunları için elit tabaka olmadıklarından bahisle eşit olmadıklarını söyleyen zihniyeti lanetliyoruz, meslek lisesi mezunlarına hukuk, mühendislik ve tıp yollarını layık görmeyen zihniyeti lanetliyoruz ve meslek lisesi mezunlarının bu okullara girmesini engellemek için hukuki kılıf uyduranları lanetliyoruz.
Biz aşağıda isimleri bulunan sivil toplum kuruluşları, veli ve öğrenciler olarak diyoruz ki; Her türlü engellemelere rağmen gelecek; insanlık adına mücadele eden, tarafını haktan, hukuktan ve özgürlüklerden yana koyanların olacaktır.
KATILIMCILAR : 1)Anadolu Gençlik, 2)Ay-Der, 3)Bağı var Der,4)Bayındır Memur –Sen5) Bem Bir- Sen 6)Birlik Haber –Sen,7) Büro Memur -Sen,8)Cami Der, 9) Dicle Fırat Diyalog Grubu,10)Di-Der, 11)Din Bir Sen, 12)Diyanet-Sen 13)Diyarbakır Düşünce Okulu Der, 14) Diyarbakır İnsanı Yardım Derneği,15)Eğitim Bir- Sen, 16)Emekli Bir –Sen,17)Enerji Bir-sen18) Gönül Köprüsü Derneği,19)Hayat Der, 20)Hizmet Der, 21)Hür Der, 22)Islah Hareketi,23)İhya Der, 24)İkra Eğitim Der 25)İlim Der,26)İnsan ve Erdem,27)İrşad Der, 28)Kardeş Der, 29)Köprü Der, 30) Hak Sen 31)Köy Der, 32)Kültür Memur- Sen, 33) Eğitim Hak Sen, 34)Mazlum der 35)Memur Sen, 36)Mustazaf –Der,37)MÜSAİD, 38)Öğ-Der 39)Özgür -Der, 40)Sağlık -Sen,41)Sahabe Der, 42)Şura Der, 43)Toç Bir –Sen, 44)Ulaştırma Memur –Sen
Yıllardır bölgemizde süre gelen çatışmalar ve şiddet olayları nedeniyle oluşan kaos ortamından en fazla bölge insanı zarar görmüştür. Bu ortamda binlerce insanımız hayatını kaybetmiş, çocuklarımız yetim kalmış, köylerimiz boşaltılmış, evlerimiz yakılıp, yıkılmıştır. Bu kaotik ortamda ateş düştüğü yeri yakmış, coğrafyamızda telafisi mümkün olmayan zararlar meydana gelmiştir.
Bunun sorumlusu/sorumluları sorunları çözme yerine daha da derinleştirip bu ortamdan nemalanmak isteyen derin yapılar ve karanlık güçlerdir.
Çatışmaların ve şiddetin tarafı olanlar; sorumluluk bilinci ile hareket etmeli, şiddet ve kaos ortamını artıracak söylem ve eylemlerden kaçınmalılar.
PKK ve DTP taleplerini dillendirirken, çatışma ve şiddet kültüründen uzak durmalı; yaptıkları gösteri, yürüyüş ve eylemlerde siyasi partiler dahil tüm sivil toplum kuruluşları ile, halkın canına ve malına zarar verici eylem ve saldırılardan uzak durmalıdırlar.
Güvenlik güçleri de Partilerin ve STKların hukuki çerçevede düzenledikleri etkinliklerini engellememelidir. Bu etkinliklerde hukukun dışına çıkanlar ile mücadele ederken ölçülü olmalı, aşırı güç kullanımından kaçınmalıdır. Gerek göstericilerin ve gerekse halkın can ve mal emniyetini tehlikeye düşürmemeli, yaşam hakkını ihlal etmemelidir.Devlet yetkilileri, gösterilerde molotoflanarak öldürülenin de, kurşunlanarak öldürüleninde fail/faillerini bulmalı ve provokasyonları önlemelidir.
Son günlerde PKK liderinin cezaevi koşulları gerekçe gösterilerek yapılan yürüyüşler ve gösteriler bölgemizdeki çatışma ve şiddet ortamını tırmandırmıştır. Yapılan eylemler Kürt sorununun çözümünü tıkanma noktasına getirmiştir. Eylemler ile Kürt sorunu Öcalansız/PKK siz çözümü engellenmek isteniyor. Kürt halkının meşru hak ve taleplerini, bir şahsın ve örgütünün muhatap alınmasına bağlamak, cezaevi koşulları bahane edilerek süreci sabote etmek yanlıştır. Cezaevi koşulları sadece bir şahıs için değil, tüm tutuklu ve hükümlüler için iyileştirilmesi gereken ayrı bir sorundur.
Hükümet, yapılan eylem ve gösterileri bahane etmeden demokratik açılımı devam ettirmelidir. Kürt halkının İslami ve insani haklarının verilmesini PKK nin silah bırakması veya çatışmaların bitmesi şartına bağlamamalıdır. Bu Hakların verilmesini PKK nın silah bırakma şartına bağlamak, açılımı Öcalan ın/PKK nın inisiyatifine terk etmek demektir. PKK nin silah bırakması konusu ayrı, Kürtlerin doğal haklarının verilmesi konusu ayrıdır.
Devlet yetkilileri. Halkın insani ve İslami tüm hak taleplerini karşılamalı, mevcut sorunları acilen çözmelidir. Açılım sürecini hızlandırmalı daha ciddi ve somut adımlar atmalıdır. Burada en büyük sorumluluk Meclise ve hükümete düşmektedir. Hükümet, hak ve adalet ölçüsü ile hareket ederek, her türlü ayırımcılığı giderecek düzenlemeleri bir an önce hayata geçirmelidir. Keyfi uygulamaları önlemek için, bu hakları Anayasal güvence altına almalıdır.08.12.2009
30.09.2009 tarihli, Diyarbakır’ımıza hediye gibi sunulan görkemli hipodrom açılışıyla ilgili halkımızı aydınlatmaya yönelik Mustazaf-der Diyarbakır Şubesi olarak görüşümüzü beyan etmek istedik Şöyle ki:
Biz bölge halkı olarak halk yararına milyon dolarların harcandığı böyle bir yapıyı hayatımızda ne gördük ne de duyduk. Dolayısıyla bu hipodrom hediyesinin de halkımızın yararına olmadığına inanıyor bu işte emeği geçenleri protesto ediyoruz.
Halkımızda genel kanaat haline gelen, devlet tarafından sergilenen ilgisizlik ve hizmetsizlik olgusunun haklılık payının olduğunu ve de bizzat devlet eliyle açılan hipodromla bir kez daha halkın haklılığının onaylandığını gördük. Halkımıza hiçbir faydası dokunmayan bu hipodromun tüyü bitmemiş yetimlerin paralarıyla yapıldığına inanıyor, düşüncede dahi emeği geçenlere ve bundan sonra hipodromdan faydalananlara hakkımızı helal etmiyoruz.
Çekme mazlumun ahını çıkar aheste aheste anlayışıyla toplum bilimcilerin genel kanaatine göre öncelikli sorunların başında sayılan ekonomik ve birçok insani ve toplumsal sorunlar ortadayken evine bir lokma ekmek götürebilmek için sabahtan akşama kadar didinen halkımızın gözü önünde adeta onlarla alay edercesine milyon doları taş yığınına harcayarak bazılarının zevkine peşkeş çekenleri Allah’a havale ediyoruz.
Niyetleri kafalarının arkasında ve dişleri boğazlarında olanların halka arkalarını dönerken sinirlerinden parmak uçlarını nasıl ısırdıklarını halkımız çok iyi biliyor ve tanıyor; bu tür insanların asıl görevlerini, toplumu ifsada götüren tüm çirkef yollara öncülük etmek olarak gördüklerini ve bunu bilinçli yaptıklarını biliyoruz. Bunlara şuan diyecek bir şeyimiz yok! bu şiarla, niyetlerinin halka hizmetin hakka hizmet anlayışında olduğunu iddia eden devlet erkânı içerisindeki hizmet anlayışındaki kişileri bu gidişata dur diyerek halkın asıl ihtiyaçlarına biran önce yönelmelerini kendilerine hatırlatmak isteriz.
Son çağrımız ise halkımızadır: Şunu bilmenizi isteriz ki ne islami anlayışımızda ne de toplumumuzdaki ahlaki anlayışta; aileyi parçalayacak, insanın kişiliğini rencide edecek, kumar, içki ve hiçbir çaba sarf edilmeden başvurulan şans oyunları gibi seviyesiz yollar ve oyunlar yoktur. Ancak ne acıdır ki kendi çıkarının devamı için başta çocuklarımız olmak üzere toplumun tüm kesimini artan büyük bir hızla bu tür yollara kanalize etmektedirler. Biz Mustazaf-Der olarak hipodrom açılışını (at yarışları sahası) bu kötü yollara sevk eden bir araç olarak görüyor tüm halkımızı bu tür faydasız açılımlardan uzak durmaya davet ediyoruz.
İslam yani dinimiz güzellik dini olduğuna göre şunu da belirtmek isteriz ki at yarışları inancımıza göre sünnettir. Ancak masumane bir at yarışı için bu kadar parayı harcamaya hiç ihtiyaç olmamakla birlikte, yine aynı şekilde inancımızda atları kumar aracı yapmak, bu yolla işi şans oyununa dönüştürmek kesinlikle haramdır. Hele de bu yarışların resmi olarak yapılması başlı başına ayrı bir sorundur!
Mustazaflar ile Dayanışma Derneği Diyarbakır Şubesi
Genel Merkez Toplantı Salonunda, Genel Başkan M. Hüseyin YILMAZ başkanlığında yapılan toplantıda;
İslami konulardaki hassasiyeti ve bu husustaki etkinlikleri ile teveccüh gören derneğimize karşı yetkililerce hukuk dışı ve keyfi uygulamalar sürerken, bölge halkının temsilcisi olduğunu iddia edenler de bu furyaya katılmış durumdadır.
Bilindiği gibi son zamanlarda DTP miting ve basın açıklamaları sonrası dağılan yandaş kitlenin halkın mal ve canına kasteden taşkınlıkları sıradan bir hal almıştır. Son olarak Diyarbakır’da 25 Şubat 2008 tarihli basın açıklamasının ardından dağılan göstericiler bazı işyerlerinin yanı sıra derneğimizin Diyarbakır şubesi ile Ehider okuma salonuna da saldırıda bulunmuşlardır; saldırıda derneğimizin camları kırılmış, saldırıları engellemeye çalışan dernek temsilcimiz ile bir vatandaş da saldırganlarca yaralanmıştır. Umarız saldırganlar ortaya çıkarılır ve gereği yapılır.
Bu arada, mal ve can güvenliğini sağlamakla görevli güvenlik güçlerinin önlem almayışı sonucu göstericiler ile savunmasız esnafın karşı karşıya bırakılması da düşünülmesi gereken bir husustur.
Dernek hizmetlerimizden rahatsız olanlarca daha önce de;
Derneğimizin Mersin şubesine ait Pazaryeri okuma salonu peş peşe iki kez kundaklanmış,
Yüksekova temsilciliğimize saldıran kalabalık bir grup tarafından temsilciliğin kapatılması istenmiş, temsilcimiz ölümle tehdit edilmiş,
Diyarbakır’da iki hafta öncesinde bazı üyelerimizin de ortak olduğu ve derneğimiz aracılığıyla fakir ve muhtaçlara gıda yardımında bulunan bir market ile
Derneğimizin yardım çalışmalarına katılan bir gönüllünün aracı kundaklanmıştır. Tüm bunlara rağmen üyelerimize ve gönüldaşlarımıza bunların birer provokasyon olduğu belirtilip sağduyu telkin edilmiştir. Maalesef bu saldırılarda sözkonusu parti idarecilerinin basın ve yayın organlarına verdikleri demeç ve röportajlarda dernek ve üyelerimizin İslami çalışma ve hizmetlerinden duydukları rahatsızlığı dile getirmesi ve yandaş basının muhbirlik yaparak hedef göstermesi büyük rol oynamaktadır.
Netice olarak;
Sorumluluk sahibi kişilerin sorumsuzca açıklamalardan kaçınmaları, sorumluluk bilincinde olanların da kamuoyuna açıklamada bulunup üzerlerine düşeni yapmaları gerekmektedir.
Bölgemizde bir takım güçler tarafından kirli bir oyun tezgahlanmaktadır. Bu türden saldırılar ile amaçlanmak istenen toplumsal çatışma ortamı da hiç kimseye yarar getirmeyecektir. Bu bilinçle Mustazaf-Der olarak söz konusu kirli ve karanlık oyuna gelmeyeceğimizi, bununla birlikte mevcut çatışmayı tasvip etmemekle beraber taraf da olmadığımızı ve olmayacağımızı halkımıza ve kamuoyuna ilan ediyoruz.
Mustazaflar ile Dayanışma Derneği - Diyarbakır Şubesi
1
Adres: Gürsel Cad. Kupik İş Merkezi Bağlar - Diyarbakır